Kayıtlar

Ekim, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YAŞAM VE POZİTİF BİLİM TEMELİNDE İKİ KAVRAM

Yaşam ve Pozitif Bilim Temelinde İki Kavram Öğretmen, bilmediği bir konuda soru sormaz; eğer soruyorsa, “gelin, bunu birlikte araştıralım” demelidir. Eğitimin özü, birlikte düşünmek, sorgulamak ve araştırarak doğruya ulaşmaktır. Çünkü araştırmak, öğrenmek, tartışmak ve gerçeği bulmaya çalışmak; öğrencilerde olumlu kişilik gelişimine, düşünme ve sorgulama alışkanlığına katkı sağlar. Yetişkinlerde ise durum biraz farklıdır. Bilmedikleri bir konuyla karşılaştıklarında, çoğu kez ön bilgilerine dayanarak yanıt vermeye çalışırlar — kimi zaman doğruya, kimi zaman yanlışa yaklaşırlar. İşte ben de geçenlerde bir soru sordum. Acaba yanıtını gerçekten biliyor muydum? Aşağıdaki yazıyı birlikte okuyalım… Yaşamın ve pozitif bilimlerin (Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Ekonomi, Mantık, İstatistik, Elektrik, Elektronik, Bilgisayar Bilimi vd.) temelinde iki önemli kavram vardır. Hepimizin çok iyi bildiği o iki kavram nedir? Yanıt: Sıfır ile Birdir. Evet, yanl...

ANAM

  ANAM Anadolu’nun unutulmuş köylerinde nice bilge kadınlar ve adamlar yaşadı. Kimi davar güttü, kimi ekin biçti, kimi düven sürdü, kimi suya gitti. Ama pek çoğu; Hüseyin Yılmaz gibi, Satı (Çırpan) Kadın gibi, keşfedilmeden köylerinde, yurtlarında yitip gitti. Büyük çoğunluğu ne kitap gördüler ne defter… Ne de kalem tuttular. Ama hayatı okudular. Sevgiyle. Sabırla. Binbir emekle. Çileyle. Alın teriyle… Onların sözleri dua gibiydi: “Gül yüzün hep güleç olsun, sağlık senden hiç eksik olmasın.” Kimi zaman öğüt, kimi zaman teselli oldular: “Uykudan gayrı başınızı yastığa koydurmasın yüce Tanrım.” Dedikoduya kulak asmadılar. Kıskançlık bilmediler. “Ona da yeter, bana da.” diyecek kadar yüce gönüllüydüler. Hayatı elleriyle tarttılar. Bazen un, kimi zaman yün iplik… Milimine kadar doğru ölçtüler. Ne rakam öğrendiler ne hesap makinesi gördüler. Ama gramına, kuruşuna kader hesapladılar. Tam da orada, dürüstlükleriyle güven kazandılar. Mani söylediler, saz çaldılar,...

HAYAD: YAŞAM KORİDORU

 Hayad: Yaşam Koridoru “Hayad”, Anadolu’nun taş ve ahşap evlerinde, evleri ve odaları birbirine bağlayan avlu ya da koridorlara verilen addır. Bu sözcüğün anlamı duvarların ötesine uzanır; insanın iç dünyasına kadar varır. Bolu’nun Kıbrıscık yöresinde de ahşap evlerin iç geçitlerine hayad denir. Bu geçit, yalnızca mimari bir unsur değil, yaşamın kendisidir. Çünkü insan bu koridorda yürürken, hem evin içinde hem de hayatın içinde ilerler. Eskiler, hayaddan geçerken seslerini alçaltır, gönül kapılarını açık tutarlardı. Onlar için bu geçit, sadece odalar arasındaki yol değil; bireyin hayatına dokunan, ona yön ve kişilik veren bir sınavdı. Bu sınav yalnızca manevi değildi; fiziksel bir gerçekliği de vardı. O ahşap evlerin hayadlarında yürürken atılan her adımın yankısı olurdu. Hem tahtaların gıcırtısı duyulur hem de bütün duvarlar hafifçe sallanır, adeta evin ruhu insan varlığına kendini hissettirirdi. Odalardaki insanlar bile bu sallantıyı fark eder, görünmez bir iletişim başlardı: "...

DAVULU İYİ ÇALAN

DAVULU İYİ ÇALAN “Davulu iyi çalan dürzünün alkışlayanı çok olur.” NB. Dünyayı yönetenler, boş sözlerini gösterişle süsleyip, düşünme yetisi tüketilmiş insanlara hitap ettiğinde, alkışlayan kitleyi kolayca etkiler. Bu alkışlar yalnızca bir ülkeyi değil, tüm gezegene yayılır; çünkü peşinden gidenler sorgulamaz, düşünmez, sadece coşar. Savaşlar, silahlar, rekabet... Para hırsı, doymazlık, açgözlülük... Bencillik, hoşgörü eksikliği ve cehalet... Harcanan milyarlarca para, çölleşmiş topraklara hayat vermek yerine yok edici güce dönüşür. Dünyada ilk kaleci olsaydı, bu kaynaklar yaşamı korumak için harcanabilirdi; bugün Sahra Çölü belki bir vaha olurdu, yeryüzü güllük gülistanlık, yaşanabilir bir cennete dönerdi. Ve asıl trajedi: İnsanlar sorumluluğu başkasına yükler; yöneticiler boş sözleriyle alkış toplar, halk ise söylenenleri sorgulamadan gerçek sanır. Sonuç? Sadece bir ülke değil, tüm dünya bedel öder. Unutulmamalı ki: " Bireysel aptallıklar, toplumsal zekânın aynasıdır. ...

ZEKÂ YAŞI ON BİR – Gözlemler ve Gerçekler

 Zekâ Yaşı On Bir – Gözlemler ve Gerçekler Geçenlerde “Müthiş Bir Analiz” başlığıyla elime bir yazı geçti. Yazıyı kaleme alan Ahmet Mergen adında biriydi. Tanımıyordum ama söyledikleri epey düşündürücüydü. Yazının üstüne, birileri “Neden AKP iktidar oluyoruz, cevabı bu yazı da yazıyor” diye not düşmüştü. Başta abartı sandım ama okudukça soğuk bir gerçeklikle yüzleştim: Türk toplumunun zekâ yaşı 11’miş. Evet, yanlış duymadınız. Konsantrasyon süremiz 17 dakika, algı kapasitemiz dört kelimelik cümlelerle sınırlıymış. Ve bu veriye göre bütün politikalar, bütün nutuklar, bütün “alkışlar” tam da bu seviyeye göre hazırlanıyormuş. Yazıyı WhatsApp ve Facebook’tan dostlarla paylaştım. AKP’sever dostlar hemen çığlığa bastılar: “Milletimizi, AK Parti’ye oy verenleri küçük düşüren bu yazı bizleri tarif etmiyor!” İçeriğe odaklanmak yerine başlığın üstündeki nota kafayı taktılar. Oysa yazının içeriği nottan tamamen farklıydı. İçerik, birkaç uzmanlık alanına sahip bir doktorun araştırma ve gözleml...