Kayıtlar

Haziran, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HAK VE KALP ARASINDA; BİR AVUKAT

 HAK VE KALP ARASINDA; BİR AVUKAT Boşanma davaları, yalnızca iki insanın değil, bazen bir ailenin, bazen de çocukların hayatlarının ayrıldığı ince bir çizgidir. Mahkeme salonlarında yükselen sesler, tutanaklara geçen cümleler, çoğu zaman bir yuvanın dağılmasını resmileştirir. Taraflar öfkeli, yorgun ve umutsuzdur. Bu anlarda hukuk, şeklen doğruyu ararken, kalben neyin doğru olduğunu çoğu zaman göz ardı eder. Oysa her şey kanun maddelerine, delillere, prosedürlere indirgenmemelidir. Bazen insan, insanı anlamalıdır. Bazen bir çocuk, annesiyle babasını aynı evde görmek isteyebilir; küçük kalbiyle bunu söyleyemez ama gözleriyle anlatır. O anlarda bir duruşmanın daha açılması değil, bir kapının daha kapanmaması gerekir. İşte bu noktada devreye sadece meslek değil, insanlık girer. Her duruşmadan ayrı ayrı para kazanabilecek bir avukat düşünün. Taraflardan birinin vekili olarak işi yalnızca müvekkilini temsil etmek, davayı süresinde yürütmek ve kendi kazancını teminat altına almak olabili...

DEVEÖREN'DE CUMA

 DEVEÖREN'DE CUMA GÖZLERİME KÜSTÜM kitabımın 2. Kısım Adsız 9. Bölümünden tadımlık bir bölüm ADSIZ - 9 Deveören’e, eski taş çeşmeye kadar geldiler. Hayvanlar oluktan, kendileri de her zaman buz gibi akan sudan içerlerken, Muzaffer:  — Cuma namazını burada kılayım, sonra yola çıkalım, dedi. Hayvanları, Havana’nın dayısının oğlu, Kartalların İsmail’in evine götürdüler. İsmail ile hanımı Hakime yaylada olduğu için, evde oğlu Mustafa ile eşi Minta vardı. Avlunun ahşap kapısının açıldığını duyunca, dışarı bakıp gelenleri gördüler ve aşağı inerek misafirleri karşıladılar. Mustafa:  — Hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Hayrola, nereden böyle Muzaffer? dedi. Tokalaştılar. Kızlar da elini öptü. Minta, kızlarla kucaklaşıp elini öptürdü. Onları içeri alırken Muzaffer:  — Hoş bulduk dayıoğlu. Yayladan geliyoruz. Öküzleri getirdim, arpaların biçilmesine az kaldı; ardından harman başlayacak… Kızlar da yardım edecek, dedi.  — Bizimkiler de yayladaydı, ben de dün getirdim, dedi Mus...

EMEKLİ, ERTELENEN HAYAT

EMEKLİ, ERTELENEN HAYAT Bir zamanların en büyük köyünde doğdu.  Kasabada okuyup hayata hazırlandı.  Geçirdiği hastalık sonrası işitme kaybına uğradı.  Başkentte yatılı okulu kazandı ama 16'sında okuldan atıldı.  Düzinelerce değişik işte çalıştı.  Üç yıllık lisenin 39 dersini 3 ayda başarıyla geçip bitirdi.  Kasabasına döndü, gençliğinin el verdiği işlerde çalıştı.  Engelinden dolayı askerlikten muaf tutuldu.  20'sinde esnaf oldu, dükkan açtı.  Daha bir yılı dolmadan darbe yönetilince hapse atıldı.  Gecenin üçünde uyandırılıp başka bir şehirde üniversite sınavına götürüldü.  Kazandı.  İlk celsede tahliye edilince dükkanına döndü.  İstanbul'da sınav için gittiğinde 8 saate yakın nezarette bekletildi; Kaçak araştırması yapıldı, çünkü başı sıfır numaraydı.  Arkadaşıyla KYK yurdunda yatacak yer buldu.  Sınav yerlerini bilmedikleri için erkenden kalktılar, sınava girdiler, kazandılar.  İşitme kaybını fark edemeyen...

HİÇ DUYDUNUZ MU?

HANGİSİ SENİ EN İYİ TANIMLAR? İnsanoğlunun düşünme, anlama ve çözüm üretme biçimi yalnızca tek bir “akıl” türüne indirgenemez. Her birey, farklı yaşam alanlarında çeşitli akıl türlerini kullanarak dünyayı algılar, sorunları çözer ve üretir. İşte yaşamın içinde en sık karşılaşılan bazı akıl türleri: 🔹 1. Pratik Akıl Pratik akıl, günlük yaşamda karşılaşılan sorunlara hızlı ve etkili çözümler üretebilme yeteneğidir. Kısıtlı kaynaklarla çözüm bulmak, alet edevat kullanmadan işlevsel yollar geliştirmek bu aklın göstergesidir. “Hayat bilgisi” ya da “sokak zekâsı” olarak da adlandırılabilir. Zor durumlarda soğukkanlı davranıp çıkış yolu arayan kişilerde bu akıl güçlüdür. 🔹 2. Estetik Akıl Estetik akıl; biçim, denge, uyum ve güzelliği sezgisel olarak kavrama yetisidir. Bu akla sahip kişiler renk uyumu, anlatım dengesi, görsel kompozisyon gibi konularda doğuştan duyarlıdır. Şiir, müzik, resim, mimari ya da tasarım gibi alanlarda üretken olan kişilerde sıklıkla görülür. 🔹 3. Yaratıcı Akıl Alı...

SATI BACI İLE ÇOBAN FAZLI

 Türkkarsak Köyü'nde SATI BACI VE ÇOBAN FAZLI Biri bir yaşında ya vardı ya yoktu; büyük oğlan en fazla dört yaşındaydı. Köylerinin karşısında, Hisar gibi yükselen Köroğlu Dağı'nı; çam ağaçlarıyla kaplı mor ormanları, yemyeşil çayırlı yaylaları, şırıl şırıl akan dereleri, iki üç katlı, her biri kendine özgü mimarisiyle yapılmış büyük ahşap evleri, taş duvarlı bahçeleri, erik, aluç, ahlat ağaçlarını geride bırakıp; ailece bozkırın ortasında, bir tepenin yamacındaki bu köye gelmişlerdi. Tek sermayeleri, birkaç büyükbaş hayvan ile biraz da davardan ibaretti. Bugün camiye yakın bir yerde; saman ve çamurla karılıp kurutulan kerpiçle örülmüş, avlunun alt tarafına büyükçe bir dam, bir mutfak ve iki odadan oluşan, çatısı ağaçla kaplı bir ev yapmışlardı. Tuvalet, küçük bir penceresi olan, yine kerpiçten örülmüş; altında alçak bir kuyu, üstünde delik bırakılmış tahtalarla yapılmış, evin dışındaydı. Kerpiç duvarlara zarar gelmesin diye, giriş kapısı kalın demir menteşelerle, iç kısmına çak...