ZEKÂ YAŞI ON BİR – Gözlemler ve Gerçekler
Zekâ Yaşı On Bir – Gözlemler ve Gerçekler
Geçenlerde “Müthiş Bir Analiz” başlığıyla elime bir yazı geçti. Yazıyı kaleme alan Ahmet Mergen adında biriydi. Tanımıyordum ama söyledikleri epey düşündürücüydü. Yazının üstüne, birileri “Neden AKP iktidar oluyoruz, cevabı bu yazı da yazıyor” diye not düşmüştü. Başta abartı sandım ama okudukça soğuk bir gerçeklikle yüzleştim:
Türk toplumunun zekâ yaşı 11’miş.
Evet, yanlış duymadınız. Konsantrasyon süremiz 17 dakika, algı kapasitemiz dört kelimelik cümlelerle sınırlıymış. Ve bu veriye göre bütün politikalar, bütün nutuklar, bütün “alkışlar” tam da bu seviyeye göre hazırlanıyormuş.
Yazıyı WhatsApp ve Facebook’tan dostlarla paylaştım. AKP’sever dostlar hemen çığlığa bastılar:
“Milletimizi, AK Parti’ye oy verenleri küçük düşüren bu yazı bizleri tarif etmiyor!”
İçeriğe odaklanmak yerine başlığın üstündeki nota kafayı taktılar. Oysa yazının içeriği nottan tamamen farklıydı. İçerik, birkaç uzmanlık alanına sahip bir doktorun araştırma ve gözlemlerine dayanıyordu; toplumumuzun zeka yaşını sorgulayıp ortaya koyuyordu.
Ben sosyolog değilim. Ama fiziksel engellerime rağmen toplumu gözlemleyerek sosyal ve psikolojik durumunu anlayabiliyorum. Şimdi size yaşadıklarımı aktarayım.
Yazdıklarımın zeka ile ilgisini kurabilecek misiniz acaba?
Başlayalım öyleyse;
Mesleğimden gözlemler:
Altı yılın başında yazı yazmayı ve kalem tutmayı öğretti duymayan öğrencilere. Her dersin başında tahtaya bir şeyler yazar, öğrencilerin deftere yazmasını isterdi. Dersin geri kalanını, masasına serdiği gazetelerle fanatik olduğu futbol takımının haberlerini okuyarak geçirirdi.
Sizce bu öğretmenin yaptığı ders, öğrencilerin zekâ yaşını mı yükseltir, yoksa öğretmenin kendi düzeyini mi topluma yansıtır?
İşitme engelli bir öğrenciyi tahtaya kaldırıp sözlü soru sorduğunda öğrenci anlamadı. Yanıt veremedi. Bayan öğretmen kolundan tutup hırpaladı ve çocuğa bağırdı: “Aptal, geri zekâlı!” Açık sınıf kapısından buna şahit oldunuz. İfadeler ne kadar güzel değil mi?
Yan yana seyahat ederken emekli bir meslektaşına “dayı” diyen 33 yıllık bir matematik öğretmeni…
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni, “Amentüyü iki kelimeyle söyleyebilir misin?” sorusunu Google’dan yanıtladı.
Yarışma programında “3/6 kaç eder?” sorusunu matematik öğretmeni meslektaşına soran İngilizce öğretmenini de duydunuz. Üniversite mezunlarına sorulan, 3’ün 3 katından 2’nin 2 katını çıkarmanın doğru yanıtını alamadığımızı hep birlikte gördük.
Burada, Hitler döneminde yaşamış ve son yıllarında idam edilen Alman rahip Dietrich Bonhoeffer'i saygıyla anmalıyız. O rahip, “Dünya tarihinin en tehlikeli güçlerinden biri aptallıktır; zeki insanlar arasında aptallık hızla bulaşır ve toplumun tüm kararlarını etkiler” demişti. İşte tam olarak bugün yaşadığımız durum, bu sözleri doğrular nitelikte.
Devam edelim.
Günlük yaşamdan gözlemler:
Yöneticisi olmadığınız bir sosyal medya grubunda, grubu amaç dışı kullanmayı nazikçe uyardınız; yönetici sizi iradeniz dışında gruptan attı. Gelecekte bu grubun amacına uygun maddi ve manevi destekte bulunmayı düşünüyordunuz. Hatta gruptan çıkarılmadan önce bunu dostlarınızla da paylaştınız. Şimdi nasıl olacak bu?
Kızılay’dan Ankaray bindiniz Kolej'de indiniz; yardım istediniz, görevli kolunuza girdi efendim, geliş yönünün solundan çıkmak istediğinizi söylüyorsunuz ama sizi tam tersi yönden gidiş yönünün solundan çıkarıyor. İkaz ettiniz, dinlemedi, üstelik sizi bırakıp aşağıya indi. Sizce bu davranış, kişinin kendi zihinsel durumunu ne ile ortaya koyuyor?
Üç AÜ İlahiyat Fakültesi 3. sınıf öğrencisi ile yolculuk yaparken sordum:
“Dinler toplum için gelmiştir, değil mi?” — Evet.
“İslam’ın toplum için şartları nelerdir?” — Bunu hocalarımız bize söylemedi.
Araştırıp öğrenmesi gereken yaşta olanların cevabı, toplumun zeka ve sorgulama kapasitesinin sınırlılığını mı gösteriyor sizce?
Yolun karşısına geçmeye çalışıyorsunuz. Karşı kaldırıma adımınızı atmak üzere, tam çıkacakken bir araba vuruyor. Şans bu ya kıçınızın üstüne düşüyorsunuz, pantolonunuzun bazı yerleri yırtılıyor. Size vuran üstünüze yürüyüp “Neden önüme çıktın?” diyor. Acıyan canınıza mı yanarsınız, yoksa onun zekâsını mı sorgularsınız?
Bir kuruma girdiniz ve o kurumun başkanı ile görüşmek istediniz. Dernek başkanı olduğunuzu söylediniz. Sizi bir odaya değil, genel ortamı gören ama seçemediğiniz, karanlık bir yere oturttular. Özel kalemden sizinle görüşecekler dediler ve gittiler. Bir zaman beklediniz, nereden geldiğini fark etmediğiniz bir ses “Ne istiyorsunuz?” dedi. Ama kişiyi görmeniz mümkün değil çünkü ortam karanlık, size dokunarak varlığını hissettirmedi. Telefonunuzda olan konuyu okumasını isteyerek nerede olduğunu anlamaya çalıştınız, ama ısrarla okumadı. Görüşme talebinizi geri çevirdiler. Tutum karşısında istemeyerek de olsa öfkelendiniz. Bu haliniz onları rahatsız edince dışarıya davet edildiniz.
Eğitim sistemi:
İşitme engelli öğrenciler yaparak, yaşayarak en iyi şekilde sorgular ve öğrenir. Ama o tür derslerinin bazılarını kaldırıp yerine müzik dersi koyarsanız, özel eğitimci olmayan bir müzik öğretmeni öğrencilere ne kazandırabilir? Çocuklar sosyal, toplumsal ve ekonomik hayata katılım yönünden nasıl gelişebilir? Yürütme kademelerinde karar verenlerin zekasını göstermeye örnek olabilir mi dersiniz?
Başka ülkeler uygulamalı öğrenmeye önem verirken, biz ezbere dayalı ve özellikle ezber gerektiren din ağırlıklı eğitimle nesillerin bilim ve teknolojiye ne kadar vakıf ****
Toplumsal gözlemler:
Bir devlet yöneticisi, mikrofonu eline alıp “Cennet anaların ayağı altındadır, onlar her türlü saygıya layıktır” diyor.
Ama bir başka söylemde bir kadına hakaret edilebiliyor — “a***” diyor. Toplananların yuh sesleri ve alkışları ortalığı yıkıyor. Kimse itiraz etmiyor. İşte tam burada Ahmet Mergen’in analizine göre toplumun zekâ yaşı 11 ve bütün politikalar, bütün mesajlar, tüm kurumların yönetimi bu seviyeye göre hazırlanıyor.
Aziz Nesin yıllar önce demişti: “Halkın yüzde altmışı aptaldır.” Bugün bu aptallık, sistemli bir biçimde yönetiliyor ve besleniyor. Medya, siyaset ve eğitim, toplumsal zekâyı bilinçli olarak sınırlıyor.
Ve unutmayalım, Alman rahibin uyarısı hâlâ geçerli: Aptallık bulaşıcıdır ve toplumun karar mekanizmalarını hızla etkiler.
Son sözü söylemeden önce rahibe kulak verelim:
Bonhoeffer’e göre aptallık, ahlaki bir zayıflık değil, sosyal bir olgudur — yani, diktatörlükler veya baskıcı sistemler altında insanlar eleştirel düşünme yetilerini kaybedip aptallaşır.
Sonuç:
Toplum, düşünme yetisini kaybettikçe yöneticilerin her sözü alkışlanıyor; gerçekleri sorgulamak artık bir cesaret eylemi haline geliyor.
Ve biz, zeka yaşımız kadar yönetiliyoruz. Toplum düşünme yetisini kaybettikçe, gelişmeyen zekâyı fırsata çeviren yöneticilerin mantık dışı söylemleri ve eylemleri alkışlanır; gerçekleri sorgulamak ise bir cesaret işi olarak insanların önüne gelir.
O yaş hâlâ 11.
Düşünenlerden Notlar:
Albert Einstein (Bilim insanı, Alman/ABD)
“İki şey sonsuzdur: evren ve insan aptallığı. Ama evrenden o kadar emin değilim.”
Friedrich Nietzsche (Filozof, Alman)
“Aptallık, Tanrı’nın utandığı bir şeydir ama utanmayı insana bırakmıştır.”
Voltaire (Yazar ve düşünür, Fransa)
“Aptallık bulaşıcıdır; onun ilacıysa düşünmektir.”
Dietrich Bonhoeffer (Protestan rahip ve ilahiyatçı, Alman)
“Aptallık kötülükten daha tehlikelidir; kötülüğe karşı direnebiliriz ama aptallığa karşı savunmasızız.”
Bertrand Russell (Filozof ve mantıkçı, İngiliz)
“Dünya, aptalların kendilerinden emin, akıllılarınsa şüpheyle dolu olmasından dolayı acı çekiyor.”
George Orwell (Yazar ve gazeteci, İngiliz)
“Gerçeği görmek için gözlere değil, cesarete ihtiyaç vardır.”
Fyodor Dostoyevski (Yazar, Rusyş)
“Aptallık, insanın en büyük günahıdır.”
Konfüçyüs (Çin)
“Bir şeyi bilmediğini bilmek en büyük bilgidir; bilmediğini bilmeden konuşmak ise aptallıktır.”
Lao Tzu (Çin)
“Bilge insan öğrenmeye, aptal insan öğretmeye heveslidir.”
Buda (Hindistan/Nepal)
“Aptal, bilgeyle dost olur ama gerçeği bilmez; kaşık da çorbanın tadını bilmez.”
Hz. Ali (Arabistan)
“Cahille tartışma, ya seni üzer ya da kendini yüceltir.”
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (Anadolu)
“Aptallık, aklın susmasıdır. Akıl susunca, dil çok konuşur.”
Şeyh Sadi-i Şirazi (İran)
“Aptallarla dost olma; onlarla oturursan, senden akıllı olanlar da sana güler.”
Kızılderili Atasözü (Kuzey Amerika)
“Kör olan göz değil, kalptir. Kalbi göremeyen her şeyi kaybeder.”
Maya Atasözü (Orta Amerika)
“Kendini bilmeyen, güneşe bakan kurbağa gibidir; ne ısınır ne de gölge bulur.”
Sokrates (Antik Yunan)
“Tek bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”
Bilim Nesin
Eryaman 05.10.2025 20.10
Yorumlar
Yorum Gönder