ÖTLEĞEN KUŞU

 Anılardan Bir Demet

ÖTLEĞEN KUŞU

İlkokul ikideydim. Abim getirmişti o kitabı. Mavi renkli ve sert kapaklıydı; ortasına iplikle dikilmiş, okunan sayfayı belirlemeye yarayan bir bağ vardı. Sert kapağın üzerinde, kapakların açıldığı tarafı içe kıvrılmış parlak bir kâğıt kapak daha duruyordu. Alt köşede küçük harflerle “HALİL KOCAGÖZ” yazıyordu, onun da altında gökte uçuyormuş gibi bir kuş resmi vardı. Resmin üstünde kalın harflerle yazılmış kitabın adı: “ÖTLEĞEN KUŞU”.

Nasıl bir kuştu bu, bilmiyorum; hiç görmedim. Adını da duymamıştım. Ne demekti, anlayamadım. Bu, gerçekten yaşayan bir kuş muydu, yoksa öylesine bir isim mi verilmişti? O zamanki ansiklopedilere, kitaplara baktım; adı görünmüyordu. Merakımı artıran ismi bile güzel gelmişti bana.

Kitabı okudukça anlamıştım; benden beş yaş büyük can abim, bana sadece bir kitap değil, yüreğe dokunan sevgilerin izini de getirmişti o gün: okuma sevinci, arkadaş sevgisi, doğaya, insana, hayvana duyulan sevgi… Sevgiyle yaşamayı. Âşık olmak da var içinde; yıllarca sürecek, belki de hiç bitmeyecek bir sevgi…

O kuşu kime sorduysam bilmiyordu ama yüreğim onu tanıyor gibiydi. Sanki bir gün bir ağacın gölgesinde otururken duymuştum ötüşünü… Ya da bir derenin kıyısında, taşlara baka baka düşlemiştim. Ormanın içinde, çam ağaçların arasında görür gibi olmuştum onu. O günden sonra aramaya başladım.

Elma bahçelerinde, kavakların yükseklerinde, söğütlerin dallarında, ahlat ağaçlarının sarp gövdelerinde gözlerim hep onu aradı. Doğayı seviyordum, çünkü içindeydi o kuş. Hayvanları seviyordum, çünkü suskunlukları bana çok şey anlatıyordu. Hele ben iki yaşındayken ölen dedemin beyaz atı yanına indiğimde bana sahip çıkışı, sözle anlatılamayacak çok şeyi anlatıyordu. O kuş için ağaçlara sarılır, yapraklarla konuşurdum; insanları severdim, herkesle kolayca arkadaş olurdum, çünkü her biri bir kuş kalbi taşıyor olabilirdi.

Ben Ötleğen Kuşu’nu arıyordum.

Ötleğen kuşunu sevgi dolu yürekle aradım ama asla bulamadım. Onun sayesinde taşı, toprağı; havayı, suyu, bulutu, güneşi, ayı, yıldızı; ağaçları, çiçekleri, bitkileri, hayvanları; en önemlisi de karşılığı olmasa da insanları sevmeyi öğrendim: bir sesi, bir canlıyı, gökyüzünü, kardeşliği, toprağı… Yüreği bu güzel vatan için çarpan bir ruh olmaya…

Aradığım o kitaptaki güzel kuş hiç olmadı hayatımda. Belki de o kuş bendim; içimde büyüyen ama hiç uçmayan bir sevgi gibi.

Ve hâlâ, yıllar sonra bile, bazen sessizce başımı göğe kaldırır, onun ötüşünü duymaya çalışırım.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ACI GERÇEĞİMİZ: KIBRISCIK

ANAM

İLÇEMİZDE EĞİTİM ATILIMI