ALKIŞLARLA UÇURUMA

ALKIŞLARLA UÇURUMA

Birkaç haftadır siyasi gelişmeleri takip ederken İkinci Dünya Savaşı’nda öldürülen rahip ve dev ahtapotlar geldi aklıma. Yazmak istedim.


Dietrich Bonhoeffer, yakın tarihi takip eden bilim insanlarının çok iyi bildiği ve tanıdığı, totaliterliğin karanlığını bizzat solumuş bir isimdir. 


Nazi Almanyası'nın o boğucu atmosferinde, kitleleri yutan devasa hipnozu izlerken tarihe geçecek o sarsıcı teşhisi koymuştu: Kötülükten daha tehlikeli olan şey, aptallıktır. 


Onun kastettiği zihinsel bir yetersizlik ya da zekâ yaşı eksikliği değildi; bir gücün, bir liderin ya da bir ideolojinin yarattığı hayal dünyasının, büyüleyici gölgesine sığınarak kendi bağımsız düşünme yetisini gönüllü olarak teslim etme, yani aklı ipotek ettirme durumuydu.


Bugünün Türkiye'sine döndüğümüzde ve toplumsal manzaranın aynasına baktığımızda, Bonhoeffer'ın bahsettiği o gönüllü körlüğün ve  mantık temelli aklı tasfiye edişin en organize, en karanlık dönemini yaşadığımızı görmek hiç de zor değil. Ülkemizin üzerine çöken ve emperyalist güçlerin de her zaman iştahını kabartan bu toplumsal uyuşma hâli, artık bilginin ya da belgenin eksikliğinden değil, gerçeğin kendisine karşı açılmış bilinçli bir savaştan besleniyor.


Bugün bu topraklarda yaşayan, sokağa çıkan, market rafına bakan ya da bir mahkeme salonunun önünden geçen her gerçekçi göz için gidişatın somut gerçekleri fazlasıyla ortadadır.


Mutfaktaki yangın, eriyen maaşlar, her sabah uyanıldığında bir öncekinden daha değersizleşen para ve TÜİK'in dahi gizleyemediği o devasa ekonomik çöküş, normal bir mantık silsilesinde sarsıcı bir uyanış yaratmalıydı.


Ancak akıl süzgecini bir merkeze, bir kişiye ve saraya bağlamış olan kitleler için bu nesnel gerçeklerin hiçbir hükmü kalmıyor.


Raflardaki fahiş fiyatlar, beceriksiz ekonomi politikalarının bir sonucu olarak değil; "dış güçlerin oyunu", "büyük dünya düzenine karşı verilen bir beka mücadelesi" ya da "bizim bilmediğimiz büyük bir stratejinin parçası" olarak ortaya atılıyor.


Dış güçler yönündeki söylemler inandırıcılığını ve geçerliliğini yitirdiği anda ise Atatürk Türkiye'sinin köklü değerlerine ve muhalefete karşı devlet gücü, hile ile hukuk araçsallaştırılarak saldırılıyor; böylece kitlelerin dikkatleri ustaca başka yöne çekiliyor.


Ülkenin kuruluş felsefesi ve kurucu değerleri bilinçli bir şekilde değersizleştirilmeye çalışılırken, bu tasfiyeyi alkışlayanlar aslında bugün o değerlerin açtığı alanda var olabildiklerini akıllarına bile getiremiyorlar.


Gerçekler, önyargılarla ve biat edilen odağın kutsallığıyla çeliştiğinde eldeki tüm somut veriler birer teferruat gibi kenara itiliyor.


İnsanlar, kendi yoksulluklarını bile o mutlak gücü kutsamak için bir fedakârlık nişanesine dönüştürecek kadar derin bir hipnozun içinde debelenmeye devam ediyor.


Bu toplumsal körlüğün en acı verici ve en tehlikeli boyutu ise kuşkusuz hukuk ve adalet zemininde yaşanıyor.


Demokratik bir sistemin en temel kuralı, siyasi rekabetin ilkeli bir zeminde yürümesi ve muhakemenin sandıkta yapılmasıdır.


Oysa bugün Türkiye'de muhalefetin, ana muhalefet partisinin ve diğer siyasi yapıların yargı eliyle, sipariş davalarla, yasaklarla ve kayyumlarla dizayn edilmeye çalışılması, hukukun adalet için değil, bir siyaset mühendisliği sopası olarak kullanıldığını açıkça ortaya koyuyor.


İşin dramatik yanı, bu açık müdahaleleri, bu haksızlıkları gören ve kendilerini "yerli ve millî" olarak tanımlayanların peşine takılmış kitlelerin, yaşanan hukuksuzluğu "devletin ali menfaatleri" veya "hukuk işliyor" yalanıyla alkışlamasıdır.


Kendine dönük en ufak bir haksızlıkta feryat edecek olan bireyler, güç sahibinin rakibine vurduğu kırbacı büyük bir iştahla izleyip, adaletsizliği hoş görmek için adeta yarışıyorlar.


Muhalefetin içeriden ya da dışarıdan hukuk dışı oyunlarla hırpalanmasını kendi siyasi  gelecekleri için zafer gibi gören bu kitleler, aslında çiğnenen her hukuk kuralıyla kendi geleceklerini, çocuklarının adalet güvencesini de yok ettiklerini fark edemeyecek kadar akıllarını yitirmiş durumdalar.


Ehliyetin ve liyakatin tamamen buharlaştığı, üniversitelerin akraba ve sadakat ağlarıyla doldurulduğu, devlet kadrolarının adeta birer ganimet gibi paylaşıldığı bu gidişatta, "bizimkiler yapıyor" diyerek susmak ya da bunu doğru bulmak, bir toplumun ahlaki ve entelektüel intiharından başka bir şey değildir.


Bu insanlar için artık bir eylemin ahlaki, hukuki ya da mantıklı olması gerekmiyor; eylemi yapanın kim olduğu, onun "kıble" kabul edilen merkezde durup durmadığı önemli hâle geliyor.


Lider hata yapmaz dogması üzerine kurulu bu yapay dünyada, en bariz yanlışlar bile "liderin bir bildiği vardır" klişesiyle temize çekiliyor.


Oysa yönünü, pusulasını ve fikrî hürriyetini tek bir merkeze sabitleyen, kendi akıl süzgecini tamamen devre dışı bırakan bu kitlelerin sergilediği tutum, sosyolojik açıdan bir bağlılık değil, toplumsal bir çürümedir.


Gerçeği görmeyi, belgeyi okumayı, hayatın somut dayatmalarını kabul etmeyi reddeden bu toplumsal körlük, ülkeyi ortak bir gelecek zemininden mahrum bırakıyor.


Çünkü Bonhoeffer'ın da dediği gibi, güce tapan ve aklını ipotek ettiren insanlarla mantık zemininde tartışamazsınız; onlar artık özgür birer birey değil, o gücün birer uydusu ve aleti hâline gelmişlerdir.


Ve bir toplumun en büyük trajedisi, kendi cehaletini ve teslimiyetini bir sadakat destanı gibi pazarlayan bu körlüğün pençesinde, uçuruma doğru alkışlarla yürümektir.


Bilim Nesin 
Eryaman, 06.06.2025 23:40


Yorumlar

  1. Teşhis mükemmel, tedavisi kuşaklara mal olacak çok zorlu bir süreç Allah yardım etsin.

    YanıtlaSil
  2. Değerli Nazmi öğretmenim, Uçurumlar çoğu zaman bir adımla değil, sorgulamadan atılan alkışlarla büyür. İnsanlığı ayakta tutan şey kalabalığın onayı değil, aklın ve vicdanın rehberliğidir. Anlamlı ve düşündürücü bir yazı olmuş.
    Elinize , usunuza , emeğinize sağlık👏👏💐🙏🏻✨📚✍️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorgulamayan alkışların gölgesinde büyüyen cehalet, ülkemizi ve insanlarımızı uçuruma sürüklüyor. Değerli yorumunuz ve nazik sözleriniz için teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ACI GERÇEĞİMİZ: KIBRISCIK

ANAM

İLÇEMİZDE EĞİTİM ATILIMI