EĞİTİMİN ÇIKMAZ SOKAKLARI
EĞİTİMİN ÇIKMAZ SOKAKLARI
Bir toplumu anlamanın en kestirme yolu, okuluna bakmaktır. Okulun dili, öğretmenin konumu, velinin beklentisi ve çocuğun algısı… Bunların her biri, yalnızca eğitim sistemini değil; o toplumun akıl sağlığı, vicdan ve geleceğe bakışını da ortaya koyar.
Bugün eğitimde gelinen nokta, bir reform eksikliği ya da mevzuat sorunu değildir. Karşımızda, uzun yıllara yayılan bir yön kaybının, ölçüsüzlüğün ve kamusal aklın zayıflamasının sonucu vardır. Eğitim, toplumu birleştiren bir alan olmaktan çıkmış; sosyal ayrışmayı tetikleyen ve derinleştiren paralel yapılara bölünmüştür.
Okul giderek bir hak alanı olmaktan uzaklaşmış, karşılığında beklenti satın alınan bir hizmet alanına dönüşmüştür. Bu dönüşümle birlikte eğitim; eşitleyen değil ayıran, güçlendiren değil üstün olmayı ve ben duygusunu keskinleştiren bir yapıya bürünmüştür. Öğrenmenin yerini tüketim, bilginin yerini vitrin almıştır.
Bir zamanlar öğretmen yol gösteren bir otoriteydi. Sınıf; sınırları, kuralları ve sorumlulukları olan bir öğrenme alanıydı. Okul, çocuğun yalnızca bilgi değil; emek, paylaşım ve ölçü kazandığı bir yerdi. En önemlisi hayata hazırlayandı. Bugün ise öğretmen, sürekli denetlenen ve her davranışı potansiyel şikâyet konusu hâline getirilen bir figüre indirgenmiştir.
Kamuoyuna yansıyan akıl dışı şikâyet örnekleri, bireysel aşırılıklar olarak görülemez. Bunlar, uzun süredir beslenen bir anlayışın doğal sonuçlarıdır. Sınırı baskı, sorumluluğu angarya, otoriteyi tehdit olarak gören bir yaklaşım; eğitim ortamlarını kaçınılmaz biçimde işlevsizleştirmiştir.
Bu nedenle eğitimde yaşanan savrulma, yeni yönetmelikler ve geçici düzenlemelerle durdurulamaz durumdadır. Akran şiddetini önlemek amacıyla alınan önlemlerin kalıcı sonuç üretmemesi tesadüf değildir. Sorun davranışta değil, davranışı üreten zemindedir. Zemin sağlıksızsa, üzerine kurulan her yapı göstermelik kalır.
Bugün okuldan beklenen temel işlev öğrenmek değil, memnun etmektir. Öğretmen ölçü koyamaz, yaptırım uygulayamaz, sorumluluk veremez hâle gelmiştir; bunun nedeni, sistemi yönetenlerin eğitime dair bilgisizliği, ilgisizliği, tutarsızlığı ve pedagoji dışı dayatmaları olarak görülebilir. Çocuk ise gelişmesi gereken bir birey olmaktan çıkarılıp, her isteği karşılanması gereken bir talep sahibine dönüştürülmüştür. Bu anlayış, öğrenilen bilginin kalıcılığını değil; hızla tüketilip unutulmasını olağan hâle getirmiştir.
Bu savrulmayı derinleştiren unsurlardan biri de içeriği belirsiz kavramlardır. “Modern eğitim”, “çağdaş yaklaşım”, “yeni nesil okul” gibi içi boş, tanımı yapılmamış ifadeler; pedagojik bir yön göstermemekte, yalnızca kavram karmaşası üretmektedir. Kavramlar bulanıklaştıkça sınırlar silinmiş, sınırlar silindikçe kaos normalleştirilmiştir.
Oysa eğitimde gerçek iyileşme, parçalı ve rekabetçi yapılardan değil; kamusal sorumluluğun güçlendirilmesinden geçer. Eğitimin eşitlik ilkesine dayalı, bütüncül ve kamusal bir anlayışla yürütülmediği bir düzende fırsat eşitliğinden söz edilemez. Eğitim, piyasa diliyle değil; toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınmadıkça onarılamaz.
Gelinen nokta bir yol ayrımı değil, önü kapalı çıkmaz sokaktır. Bu sokakta daha fazla proje, daha fazla vitrin düzenlemesi, daha fazla geçici çözüm arayışı ilerleme sağlamaz. Çünkü sorun uygulamada değil, yön tercihindedir.
Eğitim; otoritenin yok edilmesiyle değil, adaletle kurulmasıyla gelişir. Öğretmenin itibarı güçlendirilmeden, okulun sınırları netleştirilmeden, velinin rolü yeniden tanımlanmadan alınacak hiçbir önlem kalıcı sonuç vermeyecektir.
Bugün yaşananlara bir ölçü değeri koymak olası değildir; çünkü uzun süredir göz ardı edilen tercihlerin, dayatılan uygulamaların, eylem ve söylemlerin doğal sonucudur. Ve bu sonuç, yalnızca eğitim sisteminin değil; toplumun ortak geleceğinin de ciddi bir karanlığa sürüklendiğini göstermektedir.
Eğer hâlâ bir çıkış aranacaksa, ki mutlaka aranıp bulunmalıdır, önce şu gerçeğin kabul edilmesi gerekir: Sorun çocuklarda değil; ülke gerçekleri ve pedagojik değerlerden uzak, öğretmenlere ve çocuklara dayatılan eğitim anlayışındadır.
Bilim Nesin
Eryaman 13.01.2026 18.05.
👍👏👏 doğru ve haklı tesbit..
YanıtlaSil