KALORİLER NEREYE GİDİYOR
KALORİLER NEREYE GİDİYOR?
Boy:
bir yetmiş.
Yaş: kemale ermiş.
Kilo: yıllardır aynı. Çıta sabit.
Sigara yirmi beş yıldır benden uzak,
içki mi; düğünde, bayramda, efkârlanınca evet — iki duble aslan sütü, bereket.
İyi yerim, doyarım; tabağı da bulaşık makinesinden temiz çıkarırım.
Bunu
bilenlerin ortak sorusu:
“Bu yedikler nereye gidiyor?”
Haklı bir serzeniştir bu, merakla karışık.
Çünkü biz bu memlekette her şeyi ölçeriz:
Enflasyonu düşürürüz,
faizi nas der beğenmeyiz,
maaşı az verirler şükrederiz,
tartıyı ise herkesten iyi biliriz…
Kalorinin de ederini kantarda ararız.
Oysa
herkes bilmez:
Bazı kaloriler mideye inmez,
kaşla göz arasında beyne gider.
Benimki
de işte öyle bir şey.
Geceleri
uyurum sanılır.
Oysa ben uyurken bile bir kalabalığın içindeyimdir.
Memleket gibi kalabalık…
Kim kime dum duma.
Herkes bir şey söyler ama kimse kimseyi dinlemez.
Bir bakmışım çocuklar var etrafta;
çocuk ama masum değiller.
Bir şey kaybolur — çoğu zaman telefon,
en çok da adalet, bazen umut.
Uyanırım.
Uyumuş muyum?
Evet.
Dinlenmiş miyim?
Orası meçhul.
Bu
yüzden kilo almıyorum belki de.
Çünkü benimki yalnızca uyanıkken çalışmıyor gibi.
Yirmi dört saat, yedi gün; yapay zekâ misali aktif olsa gerek.
Gündüz düşünür,
gece sahne kurar,
mesaiye kalır.
Bilim
buna REM uykusu der.
Ben buna ikinci mesai derim.
Beyin
vücudun yüzde ikisidir ama enerjinin dörtte birini ister.
Benimki daha fazlasını talep eder.
Makale yazar, öykü kurar,
türkü söyler, oyuna kalkar,
bir de konuşarak yazar.
Yani
ben yatarken bile
sanki ayakta uyuyorum;
uyurgezer gibi.
Bir
de gün olur, insan sadece kendini düşünmez.
Ülke düşünülür, memleket düşünülür.
Kötüye giden ekonomi.
İnsanlıktan uzaklaşan hayatlar,
diplomalı işsizler, diplomasız direkler,
emeğiyle geçinemeyenler,
adaleti haberlerde arayanlar…
Bunlar
kilo yapmaz.
Bunlar insanın içine oturur.
Belki
de rüyalarımda gördüğüm kalabalıklar
biraz da buradan gelir.
Gündüz bastırılan sıkıntılar,
gece başka bir dünyada
karşıma dikilir.
Bana
sorarlar:
“Az mı yiyorsun?”
Hayır.
“Çok mu çalışıyorsun?”
O da değil. Yan gelip yatıyorum.
Benim
cevabım hazır:
“Yediklerimin üçte ikisi beyinde harcanır.”
Bunu şaka sanırlar.
Oysa bu ülkede şakaların çoğu
biraz gerçeğe yakındır.
Söyledim
ya size:
Akıl Tanrı vergisidir derler.
Zekâ bilgiyle bilenir.
Hayal ise boş durmaz;
zihnin sahnesini kurar,
ışıkları yakar,
perdeyi çoğu zaman gece yarısından sonra açar.
İşte o zaman düş başlar, hayal şıkıdım şıkıdım oynar.
Bazı
insanlarediklerini yağ yapar.
Bazıları düşünce.
Ben
ikincilerdenim.
Belki
de mesele kilo değil.
Belki mesele,
bu ağırlığın nereye çöktüğüdür.
Bilim
Nesin
Eryaman 13.12.2025 23.30
Yorumlar
Yorum Gönder