EĞİTİMDE AKRAN ŞİDDETİNE YÖNELİK YAPAY ÖNLEMLER
EĞİTİMDE AKRAN ŞİDDETİNE YÖNELİK YAPAY ÖNLEMLER
Bugün “Okullarda KADES benzeri uygulama ve akran arabuluculuğu eylem planı” adıyla parlatılarak sunulan paket, eğitimde yaşanan derin çöküşün üstünü örtme çabasından başka bir şey değildir. Şiddeti önleme iddiasıyla hazırlanan bu plan, sorunun kaynağına değil; yalnızca ortaya çıkan sonuçlara odaklanmaktadır. Oysa şiddet bir neden değil, bir sonuçtur.
Ancak mesele yalnızca açlık ya da yoksulluk değildir; okul ortamlarında yaşanan şiddet, eşitsizliğin her türünden beslenir. Aç gelen çocuk kadar, her ihtiyacı eksiksiz karşılanan; marka giyen, parayla güç devşiren, ayrıcalığını üstünlük sanan çocuk da sorun üretebilir. Tokluk, zenginlik ve sınırsız imkân; değerlerle dengelenmediğinde kibir, tahakküm ve zorbalık olarak geri döner. Bugün bazı okullarda şiddet; yoksulluğun değil, kontrolsüz ayrıcalığın ürünüdür. Paranın arkadaşlık satın aldığı, gücün merhametin yerini aldığı bir ortamda; empati değil, güç ilişkileri hâkim olur. Bu nedenle sorun tek başına ekonomik değil; insanî değerlerden kopmuş bir eğitim düzenidir.
Türkiye’nin bir zamanlar dünyaya örnek olmuş bir eğitim modeli vardı: Köy Enstitüleri. Orada şiddeti önlemek için ihbar hatları kurulmazdı; çünkü insanı insan yapan değerler bizzat eğitimin merkezindeydi. Yaparak yaşayarak öğrenme vardı. Üretim vardı. Dayanışma vardı. Öğrenci yalnızca bilgiyle değil; emekle, sorumlulukla, paylaşmayla yetişirdi. İnsan olmanın ne demek olduğu öğretilirdi.
Köy Enstitülerinde zengin–yoksul, güçlü–zayıf ayrımı üretimde erirdi. Aynı toprağı süren, aynı sofraya oturan, aynı işi paylaşan öğrenciler arasında üstünlük değil, eşitlik vardı. Bu yüzden orada şiddet değil, birlikte yaşama kültürü gelişirdi. Bugün okullarda kaybolan tam olarak budur.
Günümüz eğitim sistemi ise çocuğu yaşamdan koparan, rekabeti kutsayan, başarıyı tek ölçü hâline getiren bir yapıya dönüşmüştür. Bu sistemin ürettiği öfkeyi, dışlanmayı ve tahakkümü; “Alo Zorbalık” hatlarıyla, şikâyet kutularıyla, mobil uygulamalarla çözmeye çalışmak, yangına termometreyle müdahale etmektir. Sorunu kayda alırsınız ama ortadan kaldıramazsınız.
“Empati ve Sosyal Beceriler” dersi koyarak empati öğrettiğinizi sanmak da aynı yanılgının ürünüdür. Empati ezberlenmez, testle ölçülmez, slaytla anlatılmaz. Empati; birlikte üretirken, paylaşırken, yan yana emek verirken öğrenilir. Köy Enstitülerinin yaptığı tam olarak buydu. Bugünkü sistemin yapmadığı da tam olarak budur.
Daha vahimi, bu paketlerle sorumluluk sistemden alınıp çocuğun üzerine yıkılmaktadır. “Öfke kontrolü eğitimi” adı altında sorunlu ilan edilen çocuk değil; onu bu hâle getiren koşullardır. Açlık kadar ayrıcalıkla, ihmal kadar aşırı tatminle yüzleşmeden alınan her önlem, sadece kâğıt üzerinde başarı üretir.
Gerçek çözüm zor olduğu için konuşulmuyor. Ücretsiz okul yemeği, insanca yaşam koşulları, kalabalık sınıfların azaltılması, yaparak yaşayarak öğrenmeye dayalı bir eğitim anlayışı; siyasi bedel gerektirir. Bunun yerine uygulama anlatmak, afiş asmak, paket açıklamak daha kolaydır.
Sonuç olarak açıkça söylemek gerekir:
Köy Enstitülerinin insan yetiştiren anlayışından uzaklaşıp, ihbar ve uygulama kültürüyle eğitimde şiddeti bitiremezsiniz. Temel sorunlar çözülmeden alınan her önlem, yalnızca yeni bir oyalamadır.
Bugünkü siyasal anlayışın Köy Enstitülerinin ruhuna ne kadar uzak olduğu açıktır. Ancak okullardaki akran şiddetini azaltmak için ille de geçmişi aynen geri getirmek gerekmez. En azından ezbere dayalı, yarışmacı ve dışlayıcı eğitim anlayışından uzaklaşılarak; yaparak yaşayarak öğrenmeye dayalı bir eğitim modeli etkin hâle getirilebilir. Akran şiddetini engellemenin ve toplum yararına kişisel gelişim sağlamanın yolu, yaparak yaşayarak öğrenmeden geçer.
Eryaman 18.12.2025 17:15
EVET ÇOK DOĞRU..TEŞEKKÜR EDERİM..
YanıtlaSilBen teşekkür ederim.
Sil