DEVLET YALAN SÖYLER Mİ?
DEVLET YALAN SÖYLER Mİ?
İnsan Onuru ve Ekonomik Gerçekler
Ebenin şaplağı ile imamın pamuğu arasındaki o tek an, insanca yaşamak için verilmiş bir armağandır.
Ama bu armağanı arsızlar çalar, hırsızlar yağmalar, rantçılar kirletir, soyguncular tüketir.
Ömür dediğimiz şey, bir avuç insanca nefes için verilen kavga olur.
İnsan onuruna yakışır bir yaşam, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının üzerinde nefes alabilmesiyle mümkündür.
Ama bugün Türkiye’de milyonlarca insan, açlık sınırında ya da altında yaşam mücadelesi vermektedir.
2021’de 7 liraya içtiğimiz çorba bugün 75 liradır.
1,5 liraya aldığımız ekmek 15 liraya çıkmıştır.
7,5 liraya yediğimiz tavuk döner 100 lira olmuştur.
55 liraya giydiğimiz ayakkabının satış bedeli bugün 1000 liradır.
Bu artışlar %900 ile %1700 arasında değişmektedir.
Bunlar tahmin değildir.
Emekli olduğum Mart 2021’de kredi kartımın hesap özetinde yer alan gerçek fiyatlardır.
Peki maaşlar?
2021’de 4.500 olan emekli maaşım bugün 41.500 liraya çıkarılmıştır.
Artış oranı %820’dir. "Enflasyona ezdirmedik, vefa payı verdik" lafları gerçeğin çok ötesindedir.
Eğer emekliysen, seninki de benimkinden farklı değildir.
Bu rakam, 41 yıl 7 aylık çalışmanın karşılığı olarak önüme konulmuştur.
İki emeklinin toplam maaşı yaklaşık 65 bin liradır.
Oysa TÜRK-İŞ verilerine göre güncel rakamlarla yoksulluk sınırı 92 bin lirayı aşmış, açlık sınırı 29.828 lira olarak açıklanmıştır.
Bekâr bir çalışan için yoksulluk sınırı 36.984 liraya çıkmıştır.
2026 yılı için açıklanan asgari ücret 28.075 liradır.
Yani devletin verdiği ücret, güncel açlık sınırının altındadır.
Bu tablo 2026 sonunda nereye varır, bilinmez.
Açlık sınırının altında sürüklenen milyonların hayatına… Yalan bir düzene.
TÜİK’in Mart 2025’te açıkladığı rakamlara göre bile yoksulluk sınırı 76.900 TL’dir.
Resmî veriler dahi iki maaşla bile yoksulluk sınırının aşılamadığını göstermektedir.
Ya 12–14 bin lira gibi tek ve komik bir maaşla yaşam mücadelesi verenler…
Onların hali nicedir?
2023 Temmuz’unda memurlara verilen 8.077 liralık seyyanen zam emeklilere verilmemiştir.
Bu; tek kap yemekle doymaya çalışan,
sofradaki insanın içini yakan çorbanın buharını bile görmeyen bir adaletsizliktir.
Ve soruyoruz:
Devlet halkına yalan söyler mi?
Devlet yalan söylemez.
Ama yönetenler devlet olma bilincini, ehliyeti ve liyakati yitirmişse, halkına yalan söyler.
Üstelik bu yalanları tekrar ederek, rakamlarla süsleyerek, normalleştirmeye çalışır.
Kişi başı millî gelirin 17 bin dolar olduğunu, bugünkü kurla yaklaşık 730 bin liraya denk geldiğini söylerler.
“Zenginleşiyoruz” diye böbürlenirler.
Oysa halkın yüzde 95’i bu rakamın çok uzağındadır.
Resmî enflasyon rakamlarıyla oynayabilirsiniz.
Ama sofradaki ekmeği gizleyemezsiniz.
TÜİK tabloları başka şey söyler, kredi kartı ekstresi gerçeği söyler.
Gerçek; pazardan boş dönen filede,
çocuğuna pantolon alamadığı için onuru kırılıp yaşamına son veren babada,
yırtık ayakkabılarıyla çalışmak zorunda kalan genç kızda,
çorbasız oturulan sofradadır.
Bugün açlık kader değildir.
Yoksulluk doğal bir sonuç değildir.
Maaşları enflasyonun altında tutmak hata değildir.
Bu, bilinçli ve sistematik tercihlerle sürdürülen yoksullaştırma politikasının ürünüdür.
Bu, açık bir politikadır.
Emekliyi yok saymak bir ihmal değildir.
Bu, bilinçli bir tercihtir.
Yoksulluk sadece cebin boşalması değildir; geleceğin karartılmasıdır.
Açlık sadece midenin gurultusu değildir; toplumun vicdanına yönelmiş bir çığlıktır.
İnsan onuru rakamlara sığmaz.
İnsan onuru sofradaki ekmekte, çorbada, dönerde, ayakkabıda saklıdır.
Susmanın zamanı çoktan geçmiştir.
Çorbanın buharı, ekmeğin kırıntısı, ayakkabının etiketi gerçeği haykırmaktadır.
İki emeklinin maaşı yoksulluk sınırını aşamıyorsa,
milyonlarca insan açlık sınırında yaşamaya mahkûm ediliyorsa,
bu düzen değişmek zorundadır.
Devlet halkına yalan söylemez; söylememelidir.
Ama yönetenler bu bilinci yitirmişse, gerçeği hatırlatmak halkın görevidir.
Bugün çağrımız nettir:
İnsanlar cebindeki gerçeği resmî yalanların önüne koymalıdır.
Yanlışta ısrar edenler uyarılmalı, bu yanlış düzen değiştirilmelidir.
İnsan onuruna yakışır bir yaşam için, açlık ve yoksulluk sınırının altında bırakılan milyonların sesi yükselmelidir.
Çünkü biliyoruz:
Gerçek sofradaki ekmektir, pazardaki filedir, maaş bordrosudur.
Ve bu gerçek, değişimin en güçlü çağrısıdır.
Ebenin şaplağı ile imamın pamuğu arasındaki o tek an,
insanca yaşanmadıkça yalanlar bitmez.
Bilim Nesin
Eryaman – 24.12.2025 / 01:05
Çok güzel bir anlatım olmuş ama anlayana
YanıtlaSilBeğeniniz için teşekkür ederim
SilGERÇEK DURUM ANLATILMIŞ TEŞEKKÜR EDERİM.ARTIK BU DÜZEN DEĞİŞMELİ BU İKTİDAR ARTIK DEĞİŞMELİ.KORKMAYIN ÜLKEMİZ BUNDAN DAHA KÖTÜ OLMAZ
YanıtlaSilYönetenler korkuyor. Yaptıklarının hesabını vermekten korkuyorlar bunu dile getirmedim.
SilDenetimi geri getir devlet kendini günceller
YanıtlaSilAynen öyle ama denetimleri de dikkate almıyorlar şimdi. Bir de planlama diye bir şey yok ortalıkta. DPT kaldırıldı. Yerine geleni ne yaptığı belli değil.
Sil