ACI GERÇEĞİMİZ: KIBRISCIK

 ACI GERÇEĞİMİZ: KIBRISCIK

Merhaba sevgili dostlar, değerli hemşehrilerim,

Bu satırları birilerinin hoşuna gitsin diye değil, bir gerçeğin altını çizmek için yazıyorum. Dile getireceklerim hoşunuza gitmeyebilir; ama kabul edelim ki bazı gerçekler zaten hoş olmak zorunda değildir.

Anlatacaklarıma başlamadan önce, çok önemli bir noktayı hatırlatmak isterim:

Kıbrıscık, ülkemizin en küçük kasabalarından birinin adı değildir. Kıbrıscık; 621 km² yüzölçümüne sahip, 22 köy ve toplam 8 mahalleden — bunların yalnızca ikisi merkezde olmak üzere — oluşan geniş bir coğrafyanın adıdır. Ormanları, dereleri, dağları, yaylaları, yolları, tarlaları ve çayırlarıyla; hatıraları, doğası ve insanıyla yaşanan bir bütündür. Kıbrıscık yalnızca bir yer adı değil; idari yapısıyla, muhtarlıklarıyla, belediyesiyle ve tarihiyle bir kimliğin adıdır.

Ve önemli bir gerçek de şudur:

 Nerede yaşarsa yaşasın, bu topraklara kan bağıyla bağlı olan herkes Kıbrıscıklıdır.

Bugün Kıbrıscık hakkında konuşurken yalnızca nüfus rakamlarını, bütçe kalemlerini ya da resmî statüleri değil; insanı, tarihi, kültürü ve yaşanmışlıkları da konuşmak zorundayız. Çünkü bir yerin asıl kaybı, yalnızca tabelası değiştiğinde değil; insanını kaybettiğinde başlar.


NÜFUS GERÇEĞİ VE EKONOMİK DARALMA

Bir zamanlar binlerce büyük ve küçükbaş hayvanıyla ciddi bir ekonomik güce sahip olan bu coğrafya, bilinçli biçimde ata mesleğini sürdürmek yerine; gecekondularda ve bodrum katlarda, ucuz emek gücü olarak şehirlerde yaşamayı tercih etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu göç, insanımıza insanca ve sağlıklı bir yaşam kazandırmamıştır.

Bu durum yalnızca Kıbrıscık’ın değil, ülkenin ortak acı gerçeğidir. Küresel sistem kırsalı boşaltmış; ülkeyi yönetenler ise bu duruma alet olmuş kırsalı kalkındırmaktan vazgeçmek zorunda bırakılmıştır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki üretim merkezli ekonomik anlayış çoktan terk edilmiş; köylü, üretici olmaktan çıkarılıp tüketici hâline getirilmiştir.

Bugün itibarıyla Kıbrıscık’ın doğrudan “köye dönüşmesi” gibi bir durum resmî olarak söz konusu değildir. Ancak merkez nüfusunun ciddi biçimde azalması, belediye gelirlerinin de aynı ölçüde düşmesi anlamına gelmektedir. Bu düşüş bugünün sorunu da değildir geçmişten gelen bir sıkıntıdır.

Bin kişinin altına inmiş bir merkez nüfusunun;

 su tüketimi,

 çevre vergileri,

 harç gelirleri,

 hizmet bedelleri

 üzerinden belediyeye anlamlı katkı sunması mümkün değildir.

Üstelik Kıbrıscık’ta belediyeye güçlü ve sürdürülebilir gelir sağlayacak bir üretim altyapısı da bulunmamaktadır. Sanayi sıfır seviyesinde, ticaret sınırlı, tarımsal faaliyetler terk edilmiş, olansa kişisel geçim düzeyindedir. Böyle bir ekonomik yapı içerisinde belediyenin ayakta kalması her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

Bugün Kıbrıscık kâğıt üzerinde ilçedir ve bir belediyeye sahiptir; ancak gerçekte ekonomik olarak zayıflayan, ayakta kalma mücadelesi veren bir yapıya dönüşmektedir. Belediye yönetimi kimde olursa olsun, bu gerçekle yüzleşmesi kaçınılmazdır.


MERKEZİ YÖNETİM GERÇEĞİ

Görmezden gelinmemesi gereken bir başka gerçek de şudur:

Mesele yalnızca yerel gelir yetersizliği değildir.

Türkiye’de yönetim anlayışı yıllar içerisinde defalarca değişmiş, değiştirilmiş, keyfileştirilmiş, yetkiler ve idari yapılar sürekli yeniden düzenlenmiştir. Son yıllarda bu değişim daha da hızlanmış; sistem neredeyse sürekli revize edilen bir yapıya dönüşmüştür.

Bu kadar sık değişen bir idari yapı içerisinde, ekonomik karşılığı olmayan, hizmet üretme gücü giderek azalan bir belediyenin uzun süre korunması gerçekçi değildir. Merkezi idarenin, kırsalda yaşanan ekonomik daralmaya karşı kalıcı ve güçlü çözümler geliştirdiği de söylenemez.

Nitekim bazı ilçe merkezlerinde mal müdürlüklerini de içeren bazı birimlerin kapatılarak hizmetlerin il merkezlerine taşınması, merkezi yönetimin kırsala bakışını açıkça göstermektedir.

Bu nedenle Kıbrıscık’ın bugün belediye olması, yarın da mutlaka belediye kalacağı anlamına gelmemektedir. Ekonomik ve demografik zayıflama devam ettiği sürece idari statünün de tartışmaya açılması kaçınılmazdır.

Bugün yapılan çağrılar ve girişimler, bu tehlikenin artık görülmeye başlandığını göstermektedir.

Artık bu konu yalnızca yerel yöneticilerin değil, merkezi idarenin de meselesidir.


YAŞANMIŞ GERÇEKLER: NEDEN BU NOKTAYA GELİNDİ?

Ancak bu noktaya yalnızca nüfus kaybı ve ekonomik daralma ile gelinmemiştir.

Bazı sosyal gerçekleri de açık yüreklilikle konuşmak zorundayız.

İlçe merkezinde, bir dönem köylerden gelen insanlara karşı “yerli–yabancı” ayrımının yapıldığı zamanlar olmuştur. Bu ayrımcılık zaman zaman sözlü tartışmalarla sınırlı kalmamış; fiziksel kavgalara varan çatışmalara dönüşmüştür. Kimi zaman bu gerilimlere kadınların bile dâhil olduğu görülmüştür.

Bu ortam, ilçe merkezini huzurlu bir yaşam alanı olmaktan çıkarmıştır. Bu kavgalar ve sosyal gerilimler nedeniyle benim bildiğim en az beş–altı aile ilçeyi terk etmek zorunda kalmıştır.

Bir başka kötü gerçek şudur:

İlçede eğitim düzeyini yükseltecek, kurumsal yapıyı güçlendirecek, ufku genişletecek insanlar çoğu zaman dışlanmıştır. Liyakat, yerini siyasi hesaplara ve kişisel tercihlere bırakmıştır. Eğitimli ve donanımlı insanlar sistemin kıyısına itilmiştir.

Buna bizzat tanık olduğum bir örnekle değinmek isterim:

Belediyenin açtığı sınavı kazanan bir hemşehrimiz, kişisel ve siyasi gerekçelerle göreve başlatılmamıştır. Benim gibi birçok kişi için de ilçede kalmak zamanla anlamını yitirmiştir. Vizyon sahibi insanlar birer birer uzaklaşmıştır.

Bir diğer gerçek de şudur:

 Bugüne kadar belediye yönetiminde bulunanlar, belediyeye düzenli gelir sağlayacak kalıcı bir üretim tesisi kurma iradesi ve başarısı gösterememiştir. Konut dışındaki bazı betonlaşmalar ise ilçeye bir değer kazandırmaktan uzak kalmıştır.


İNSAN KAYBI: ASIL FELAKET

Şunu açıkça belirtmeliyim:

Ben kişisel olarak ilçeden ayrıldığım için kaybetmedim. Aksine hayat bana yeni kapılar açtı. Bedensel engellerime rağmen bugün bulunduğum yer; birçok kişinin tanıdığı, bildiği bir noktadır. Aynı durum ilçeden ayrılmış birçok insan için de geçerlidir.

Ancak acı gerçek şudur:

 Biz bir araya gelmeyi beceremiyoruz. Kimi kendini büyük görüyor, kimi “bana ne” anlayışıyla hareket ediyor. Sonra da aynı ağızdan “biz adam olmayız” diye yakınıyoruz.

Bir zamanlar ilçeye vizyon kazandıran isimleri bugün arar hâle geldik: Mehmet Ali Efendi’yi, Efe Dayı’yı, Tontakların Ali’yi, Nazif ve Osman Usta’yı, İbrahim Bey’i, Doktor Hilmi’yi, eğitim ateşini yakmak için sırtında taş taşıyan Kaymakam Necmettin’i…

Bugün ise ne yazık ki bu ölçekte yön gösteren insanlarımız yok denecek kadar azdır. Kendimizi bilgili sanıyoruz; oysa okumakla akıllı olunmuyor.

Gerçeği görmek istiyorsak önce iğneyi kendimize, sonra çuvaldızı başkasına batırmalıyız.

Ama mesele kişisel başarı da değildir.

Mesele şudur:

Kıbrıscık, kendi yetiştirdiği insanları tutamayan bir yer hâline gelmiştir.

Bu, bir ilçenin yaşayabileceği en büyük kayıptır.

Çünkü bir yer;

 suyunu kaybederse kurur,

 insanını kaybederse yok olur.


SON SÖZ YERİNE

Bugün gelinen noktada mesele şudur:

Bu gidişat kader değildir.

 Ama görmezden gelinirse kader gibi yaşanır.

Kıbrıscık tabelası durduğu sürece değil; insanı yaşadığı sürece vardır.

Eğer biz bu topraklara yalnızca “doğduğumuz yer” olarak bakarsak, sahip çıkacak kimse kalmaz.

Bugün dünyayı yöneten güçlerin istediği şudur:

 İnsan tanıdığı dünyadan ne kadar koparsa, kendine güveni de o kadar azalır; yönetilmesi de o kadar kolaylaşır. Tıpkı emeğiyle yaşayan insanların yoksulluk sınırının altında yaşamaya sessiz kalmaları gibi…

Bu yazı bir sitem değildir.

 Bu yazı bir çağrıdır.

Ve bu çağrı, Kıbrıscık’a yüreğiyle bağlı olan herkesedir.

Gelin; BİZ olalım, BİZ’i çağıranlara kulak verelim, Kıbrıscık’a hep birlikte sahip çıkalım. Saygılarımla. 

Bilim Nesin 
Eryaman, 08.12.2025 03.45


Yorumlar

  1. Acı gerçekleri çok kolay anlaşılabilir bir dille anlattınız.İnsanlar birbirinden uzaklaştıktan sonra biz yapabilmek atomları bir araya getirip yeni bir atom yaratmak gibi geliyor bana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Bazı gerçeklerin bilinerek ona göre bir vizyon oluşturulması amacıyla bu yazıyı dile getirdim. Kimlerin ne kadar ders alacağını zaman gösterecek. Adını yazsaydın benim için daha iyi olacaktı. Ama özelden bana ulaşabilirsin

      Sil
  2. Çook güzel yazmişsın ksrdeşim nufusumuzu ilçe merkezine mi ksydetmemiz gerekiyor bize düşeni yapalım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nüfus Karadeniz'in orada olduğunu düşünüyorum. İkamet kaydenaz'ı ilçe merkezine aldırmanız yeterli. Bu arada duyarlılığınız için teşekkür ediyorum.

      Sil
  3. Nazmi Kıbrıscık böyle anlatılır yazını sabah 4 de umuyorum altına imzamı atarım selamlar sevgiler dosttum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANAM

İLÇEMİZDE EĞİTİM ATILIMI