BİR KUŞAĞIN TANIKLIĞI

 BİR KUŞAĞIN TANIKLIĞI 

68 ve 78 Kuşaklarının İdealleri ile Günümüz Arasında Bir Karşılaştırma

Cumhuriyet'in ikinci nesli olarak adlandırabileceğimiz bizler, 1960’ların sonu ile 1970’lerin ortalarında şekillenen; toplumsal uyanışın, adaletin, eşitliğin, özgürlüğün ve bağımsızlığın neferleriydik.

68 kuşağının ilmek ilmek dokuduğu fikirsel direniş, 78 kuşağında sokağa ve kitlesel mücadeleye dönüştü.

Eylemlerimiz yalnızca politik değil, aynı zamanda etik ve vicdanîydi.

Biz, “eşit işe eşit ücret” ilkesine, “herkes için adalet” şiarına, kadına, çocuğa, doğaya ve hayvana duyduğumuz saygıya yürekten bağlıydık.

Kapitalizmin kör kâr düzenine ve emperyalist kuşatmalara karşı mücadeleyi bir yaşam biçimi olarak benimsedik.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi genç yaşta darağacına gönderilen önderlerimiz yalnızca bir ideolojiyi değil, hakikatin peşinden yürüyen bir ahlakı temsil ediyordu.

Aynı yıllarda Ernesto “Che” Guevara gibi isimler tüm dünyada bir uyanışa öncülük ederken, bizler de o yankının bu topraklardaki sesi olduk.

İnancımız ne bir partide tükenirdi ne de bir bayrakla sınırlanırdı. O inanç, adalet özlemimizin adıdır.

En büyük idealimiz, meşalesini Atatürk’ün yaktığı “Tam Bağımsız Türkiye” idi.

Bugün ise aynı saflıkta ve idealizmde bir mücadeleyi göremiyoruz.

Siyasi arenada yer tutmuş birçok kişi, elde edecekleri rantın, kapacakları makamın, kuracakları iktidarın peşinde.

Çoğunun ülkeyi ya da milleti düşünmek gibi bir derdi, bir sevdası yok.

Politikacılar koltuk için partiler arasında gezintiye çıkmışken, halktan kopmuş ve hesapçı politikalar yürütülüyor.

Ülkenin geleceği; çiftçinin, köylünün, esnafın, işçinin, memurun, kadınının sorunları, top yekûn 85 milyonun insanca yaşam isteği; çocukların ve gençlerin geleceği onların umrunda bile değil. Cehaleti yaymak için çırpınıyorlar. 

İdealler değil, çıkarlar konuşuyor.

Ülkenin sürüklendiği çıkmaz sokağı görmezden geliyorlar. Dahası, o çıkmaz sokağa doğru ilerleyenlerin ardından sürü psikolojisiyle gidiliyor.

Ne yazık ki toplum, yanlış yönlendirmelere karşı artık refleks gösteremez hâle geldi. Çoğu insan yalana bile biat ediyor.

Ülkenin içine çekilmek istendiği kaosu gören BU KUŞAK, ayrım gözetmeksizin bir araya gelebileceği “BİZ” olmanın yollarını arıyor.

68’den 78’e, sokakları dolduran o gençlik bugün ya yaşlandı ya da küstü.

Kimi hâlâ direniyor; kimi ise siyasal yozlaşmanın, medya manipülasyonunun ve popülizmin karanlık tünelinde kayboldu.

Günümüz gençliği teknolojik olarak gelişmiş olabilir, ancak tarihsel hafızadan uzak.

Oysa biz, geçmişi unutmadan geleceği kurmak isterdik.

İnsan, yalnızca insan olduğu için değerliydi; bugünkü gibi kimliğiyle, cüzdanıyla ya da siyasi aidiyetiyle değil.

Bizim kuşağın idealleri hâlâ taze; ama onları taşıyan omuzlar artık yorgun.

Bu yazıyı okuyan genç arkadaşlara bir vasiyet gibi olsun:

İnsana, kadına, çocuğa, doğaya, hayvana ve en çok da adalete sahip çıkın.

Kapitalizmin maskesi bir gün düşer; ama vicdanınızın sesi daima kalır.

Eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşlik…

Bunlar yalnızca bir kuşağın hayali değil, insanlık onurunun temelidir.

Ve unutmayın:

Biz kaybetmedik.

Sadece şimdilik geri çekildik.


Bilim Nesin
Eryaman, 31.07.2025 02.55


Yorumlar

  1. Altına imzamı attım. Binlerce yıllık insan olma mücadelesinin özeti olmuş. Mal mülk mü vicdan mı?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ACI GERÇEĞİMİZ: KIBRISCIK

ANAM

İLÇEMİZDE EĞİTİM ATILIMI