FAŞİZM ÜZERİNE 2
GÖLGESİNDE YÜRÜDÜKLERİ YOLLAR: Faşist Tiranlar, Kırılgan Psikolojiler ve Dağılan Çıkar Ortaklıkları
NOT : “ATATÜRK DİKTATÖR MÜYDÜ” makalesini yazmadan önce Faşist liderler ve diktatörlerin kişilik yapılarını bilip, Atatürk'ü daha iyi anlamak adına aşağıdaki makaleyi yayınlamayı öne aldım. İlgiyle okuyacağınızı umuyorum.
Faşist tiranlar ve diktatörler üzerine araştırmalarım devam ederken, sadece narsisizmle değil; aynı zamanda paranoya, megalomani ve antisosyal kişilik bozukluğu ile de biçimlenmiş bireylerle karşılaştığımı gördüm. Bu liderler sadece kitleleri yönetmeyi değil, onları şekillendirmeyi, kendi iç dünyalarına benzetmeyi hedefliyordu. Bir halkın kaderi çoğu zaman, bir adamın içindeki boşluğun ve korkuların yansımasına dönüşüyordu.
Narsisizm; onların kendini yüce, dokunulmaz, neredeyse tanrısal bir figür gibi görmesine neden olurken, megalomani bu algıyı küresel hedeflere taşıyordu. Paranoya ise onların hiçbir ittifaka, hiçbir yakınlığa sonsuza dek güvenmemesine, sadakatten bile şüphe duymasına yol açıyordu. Antisosyal kişilik bozukluğu ise empati yoksunluğu, pişmanlık hissedememe ve etik sınırları hiçe sayma şeklinde dışa vuruyordu.
Bu bozuklukların bileşimi, onları hem halkı hem de müttefiklerini bir süre için etkileme konusunda etkili kılsa da, bu etki daima geçiciydi. Zira çıkar birliktelikleri, ne zaman üstünlük gösterisinin önüne geçse, bu liderler için tehdit anlamına gelmeye başlardı. Örneğin, Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan Molotov-Ribbentrop Paktı, kısa süreli bir çıkar ortaklığının ürünüdür. Ancak bu ortaklık, Hitler'in yayılmacı ve üstünlükçü düşüncesi, Slav halkına duyduğu ırkçı küçümseme ve mutlak kontrol arzusu nedeniyle kısa sürede parçalandı. Zihinlerinde “diğer” olan herkes, bir süreliğine ortak da olsa, sonunda mutlaka yok edilmesi gereken bir tehdide dönüşürdü.
Bu liderlerin ortak yanı, kendileri gibi olmayanları asla tam anlamıyla kabullenememeleri ve işlevsel ittifakları bile “kullan-at” mantığıyla değerlendirmeleriydi. Çünkü onların gözünde sadakat sonsuz olmalıydı ve en ufak bağımsızlık emaresi bile ihanetti. Bu da gösteriyor ki, ittifaklar yalnızca kişisel menfaat ve üstünlük arzusu ile sınırlı kaldığında, ilk çatlakta yıkılmaya mahkûmdur.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, bu liderlerin hepsi — farklı dillerde, farklı ülkelerde, farklı unvanlarla anılsalar da — aynı zihinsel karanlığın çocuklarıydı. Yalnızlıkları, güvensizlikleri ve kendilerine bilkaldıe itiraf edemedikleri korkular, dünyayı kana buladı. Ve ne zaman ki bu korkular, çıkarların önüne geçti, o zaman hem dostluklar bitti, hem de toplumlar trajedilerle yüzleşmek zorunda kaldı.
Nazmi Belen
Eryaman, 16.04 2025 13.30
Yorumlar
Yorum Gönder